Anasayfa

Sorularla Yaratılış

Kur'an'ın her bir âyetinin değişik mânâlarının olduğunu, Kur'an'ın semâvî bir nimet sofrası olarak insanın farklı seviyelerine hitap ettiğini söyleyen Bediüzzaman'ın, konu ile ilgili verdiği misâllerden birisi de, büyük bir patlama neticesinde dünyanın güneşten kopup geldiğine işaret eden Enbiyâ sûresinin "O kâfirler görmediler mi, gökler ve yer bitişik idi.

- Aslında, insan oğlunun vücudunda bulunan elementler, evrendeki elementlerin aynısı olduğu gibi, onun bünyesinde var olan maddî-manevî cihazlar da  kâinattaki bazı alemlerden haber vermektedir.

Kör barsak da denilen Appendiks, ince ve kalın bağırsakların birleştikleri yerde bir çıkıntı gibi duran, takriben bir kurşun kalem kalınlığında ve işaret parmağımızın uzunluğunda olan bir organımızın adıdır.

Ekim 1987’de Chicago’da Amerika Antropoloji Enstitüsünde Rebecca Cann, aylardır süren araştırmasını “Havva Hipotezi” diye özetliyordu. Rebecca Cann, yakınlarda keşfedilen bir biyolojik gerçekten yola çıkarak, hücrenin küçük bir organcığı olan mitokondri DNA’sının, hücre çekirdeğindeki DNA’dan farklı olduğunu tespit etmişti.

Bu soruyu ortaya atan, Hz. Adem ile Havva'da aynı kan grubu olduğunu nereden biliyor? Onların kanını mı tetkik etmiş?

Her insanda, her bir karakter bir gen çifti, yani iki gen tarafından kontrol edilir. Bu genlerden birisi anadan, diğeri babadan gelmiştir.

"Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız..." (Hucurat, 13).

Hayatın kaynağını birçok ilim adamı inceler durur. Bir noktaya kadar gider orada kalakalırlar. “İlim henüz buradan öteye erişemedi.”, diye kalıplaşmış bir özür vardır ellerinde. Açıklayamadıkları meselelerde ona sarılırlar. Bize göre, bu zâtlar bir yöntem hatası içindedirler.

Allaha, dine, madde ötesine inanmayan veya inancı zayıf olanlar, devamlı bir bekleyiş içinde oluyorlar ve Auguste Comteun yıllar önce ileri sürdüğü kehanetinin; yani dinin yerini bilimin alacağı günün gelmesini bekliyorlar.

Maddeciler, maddeye o cansız, şuursuz ve iradesiz varlığa uluhiyet isnat etmelerinin saçmalığını, kendi iç âlemlerinde, çok iyi bildiklerinden, oyunlarını bir başka sahada sergilemeyi tercih ettiler. Maddenin ezelî oluğunu iddia etmeye başladılar. Bu, maddeye “İlâh” demenin bir başka şekliydi.

İnsanın, ayrılmaz özelliklerinden biri de konuşmasıdır. Bu ise, ilk insandan itibaren mevcuttur. Çünkü, insanın ahsen-i takvimde yaratılışı, yani iç ve dış varlığıyla en güzel bir şekilde oluşu bunu gerektirir. Bir diğer ifadeyle, bütün kainata serpiştirilen hikmetler insanda toplanmıştır.