Anasayfa

İslam

İslam dini Arabistan Yarımadasına yayıldığı sırada bir kısım cahiliye adetleri de bütün tesirleriyle hükmünü icra ediyordu. İslamiyet bunlardan bazılarını tamamen kaldırıyor, bazılarını mutedil hale getiriyordu. Bunlardan birisi de Cahiliye dönemindeki sınırsız kadınla evlenme meselesi idi.

Namazda yer alması zorunlu olan  bütün şekiller, o şekiller esnasında yapılan kıraat, zikirlerin manasına eşlik etmektedir. 

Örneğin, kıyam (ayakta durmak), bütün kâinatı yaratan, terbiye edene, yöneten, ayakta durduran manasına gelen, Fatiha suresinde yer alan “Rabbulâlemîn olan Allah” ifadesine eşlik etmektedir.

Önce şunu unutmayalım ki, bu gün bütün dünyada İslam dinine mensup olanların sayısı eğer birinci sırada değilse -ki bu kuvvetle muhtemeldir- ikinci sırada olduğu kesindir. Eğer bir dinin hak olması ona bağlı olanların sayısal çoğunluğuna bağlı ise, bu takdirde en başta hak din olarak kabul edilmesi gereken Hristiyanlık ve İslam dinidir.

Bu konu hakkında, İslam alimleri tarafından farklı görüşler ortaya konmuştur. Alimler, içinde bulundukları zaman ve zeminin şartlarını da göz önünde bulundurarak, vardıkları kanaatlerini pekiştirmek için kitap ve sünnetten deliller getirmişlerdir.

Kuranın vazifesi, Nur Külliyatında iki şubeye ayrılarak incelenir:

Cezalandırmada tarih boyunca muhtelif telakkiler hakim olmuş ve cezaların gayesi, bu telakkiler ışığında belirlenmiştir. Batıda, eski devirlerde (takriben 18. asra kadar) cezaların gayesi; yıldırma, intikam ve teşhirden ibaretti. Yakmak, çarmıha germek, uzuv kesmek, kemik kırmak, kızgın demirle dağlamak, vs. o devirlerde çok görülen ceza şekilleriydi.

Doğal hukuktan biz şunu anlıyoruz; Allah’ın yaratılışta insanlara bahşettiği hak-hukuktur. Hatta bu hak-hukuk geniş anlamda diğer canlılılar ve varlıklar için de söz konusudur.

Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister.


 İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hak bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.

 

İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de "mezhep" meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan İslam'da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir.

Nerede insan varsa orada ihtilaf bulunmaktadır. Zira bu insan yaratılışının bir gereğidir. Aynı kültür içerisinde, aynı maddi ve manevi ortamda yetişen ve hatta eğitici ve öğreticileri bir olan aynı ana ve babanın ikiz iki çocuğu bile bazı konularda ayrılık gösterebilirler. Durum böyle olunca, çok değişik çevrelerde yetişen insanların durumları hayli farklılık arz edecektir.