Anasayfa

Canlıların temel yapısını ve genetik özelliklerini proteinler teşkil eder. Proteinler amino asitlerden meydana gelmiştir. Amino asitler de karbon, hidrojen, azot, kükürt ve fosfor gibi elementlerden hasıl olmaktadır.

Bizim alfabedeki yirmi dokuz harf gibi, kâinatta da izotoplarıyla birlikte yüz on dört element vardır. Bütün varlıklar maddesi itibariyle bu elementlerden meydana gelmektedir.

Siz yirmi dokuz harfi kullanarak, bu harflerden sırasıyla; hece, kelime, cümle ve paragraflar yaparak istediğiniz metni ortaya koyarsınız. Burada marifet harflerde değil, harfleri dizen ve yazandadır. Kelime ve harflerin benzer olması, “Mutlaka bir sonraki cümle, bir önceki cümle veya kelimenin değişmesiyle ortaya çıkmıştır.” şeklindeki bir iddiaya delil olamaz ve böyle bir yaklaşım bilimsel değil, tamamen felsefî bir düşünce tarzıdır.

Söz gelimi siz bir halı dokuyorsanız, bunun için mevcut yüz on dört elementi, ya da atomu belirli oranda kullanırsınız. Kullandığınız ham maddeyi teşkil eden elementler aynıdır. Ancak, sizin kullandığınız şekil, motif ve modele göre farklı halı tipleri ortaya çıkar. İki halı tipinin birbirine yakın motif ve desene sahip olması, bunlardan öncekinin değişerek diğerini verdiği şeklindeki yorum şahsi ve felsefîdir. Bilimsel bir dayanağı yoktur.

Tıpkı canlıların yapısı da böyledir. Onlar da madde itibariyle yüz on dört elementin belirli sayı ve oranda birleşmesiyle hâsıl olmaktadırlar.

Bugün için yapılabilen tespitlere göre; bitkilerin, hayvanların ve insanların, yani canlıların tamamının genetik yapısını gösteren DNA ve RNA’lar da protein yapısındadır. Bu proteinlerde beş temel molekül yer alır. Bunlar; adenin, guanin, sitosin, timin ve urasil’dir. Bu moleküllerin yapılarını da genelde; karbon, hidrojen, oksijen, kükürt, fosfor ve azot atomları teşkil eder. Zaman zaman buna birkaç element daha ilave olabilir. Bu elementlerin farklı sayı, yapı ve şekilde birleşmeleri, canlıların genetik yapısında değişikliğe sebep olur.

Evrimciler tarafından, insanla maymun arasındaki genetik benzerliğin yüzde doksan sekiz olduğu iddia edilmekte ve dolayısıyla maymunla insan arasında evrim bakımından bu yönüyle ilişki kurulmaya çalışılmaktadır. Bu, iddianın bilimsel dayanağı yoktur. İnsan ve maymun genlerinin yüzde doksan sekiz birbirine benzediği iddiası, yıllar önce evrimciler tarafından üretilmiştir ve devamlı olarak bir slogan gibi kullanılmaktadır. İnsanda ve şempanzede bulunan otuz-kırk civarındaki temel proteindeki aminoasit dizilimlerinin ayniliği, bu benzerlik iddiasına delil olarak ileri sürülmektedir.

İnsanda yaklaşık 100.000 protein vardır. Bunların içerisinde kırk tanesinin benzer olması, insanla maymunun yüzde doksan sekiz benzer olduğunu göstermez. Böyle bir yaklaşım, bilimsel olmaktan çok, propaganda amaçlıdır. Kaldı ki, bu kırk proteinin DNA benzerliği konusu da tartışmalıdır. Bu çalışma 1987 yılında Sibley ve Ahlquist tarafından yapılmış ve Moleküler Evrim Dergisi (Journal of Molecular Evolution)’nde yayınlanmıştır.(Sibley and Ahlquist, Journal of Molecular Evolution, no. 26, s. 100).

Ancak, bu verileri inceleyen Sarich, burada kullanılan metodun fazla güvenilir olmadığını ve elde edilen verilerin çok abartılarak yorumlandığını belirtmiştir.(Sarich et al., Cladistics, 1989, no. 5, s. 3-32).

Kaldı  ki, bu benzerlik iddia edildiği gibi yzde doksan sekiz bile olsa, bu iki canlı grubu arasında evrimsel bir ilişki kurulamaz. Çünkü türler çok hususi genetik şifrelere sahiptir.

Canlıların genetik yapı bakımından hangi elementlerden meydana geldiğini ortaya koyma bilimin görevidir. Bunların neye işaret etiğini yorumlama ise, bilimsel bilginin görevi değildir. Bunu yorumlama; insanın inancına, ideolojisine, felsefî görüşüne ve metafizik düşünce gibi kültür değerlerine bağlıdır.

Canlılarda temel yapıların benzerliği, onların tesadüfen birbirinden meydana geldiğine değil, bütün varlıkların ustasının tekliğine ve hepsinin aynı plan üzerine Allah tarafından yaratılmış olduğuna delildir.