Anasayfa

Bu konunun böyle algılanmasında, ontolojik kanunların yanı sıra, sosyolojik, psikolojik yönleri de vardır. Bunu, birkaç madde halinde arz edeceğiz.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, bu durum insan için bir kemaldir, terakkidir, güzelliktir, olgunluğa ermedir. Aleyhine değildir, aksine lehinedir. İnsan etrafına insaf ve vicdan penceresinden bir baksa, bu sorunun cevabını bulacaktır.

- Ambardaki çekirdeklerin ağaç olması için toprağa atılması gerekiyor. Görünüşte toprak altı karanlık ve sıkıcıdır. Ancak ağaç olmanın yolu da oradan geçiyor. Binlerce sene ambarda kalsa ağaç olamıyor. Şimdi, bu çekirdeğin, çekirdeklik halinden ağaçlık haline terakki etmesi için toprağa atan sahibine teşekkürden başka diyeceği ne olabilir ki? Neden beni bu sıkıntılı ve karanlık hayata attın demeye hakkı var mıdır?

İşte aynen bunun gibi, Allah, cennet ambarında duran Babamız Adem Peygamberi (as) ve zürriyetini dünya tarlasına gönderiyor. Ağaç olarak Cennete dönmesi için de hastalıklar, sıkıntılar içine koyuyor ve ibadet toprağına gömüyor. Böylece insan ağaç olarak Cennete geri dönüyor.

- Bir öğretmenin, öğrencisini meşakkat ve sıkıntı ile çalıştırmasının altında bir şefkat gizlidir. Çünkü, o meşakkat ve sıkıntıdan sonra, insanın terakkisi meydana gelir. Demirin çelikleşmesini sağlayan ana sebep, ateşe atılmasıdır. Bahar çiçeklerinin vücuda gelmesi için, kışın şiddeti ve fırtınaların dehşeti gereklidir. Bu esaslı kaide ve kanun bizim için de geçerlidir. Yani bizim sıkılmamız ve meşakkat çekmemiz, bizim terakki dediğimiz çiçeğin açılmasının şartıdır.

- Dünyayı yaratan yüce Allah, sonsuz ilim ve kudretiyle hârika bir düzende yarattığı kâinatı zıtlarla donatmıştır. Çünkü, güzelliklerin varlığı ancak çirkinliklerin görülmesiyle anlaşılır. Gecenin karanlığı gündüzün aydınlığını, hastalığın varlığı sağlığın kıymetini, açlığın varlığı nimetlerin değerini, zulmün varlığı adaletin güzelliğini gösteren parametrelerdir.  Bu sistem aynı zamanda, yüzlerce nisbî/izafî/rölatif  hakikatlerin ortaya çıkmasına hizmet etmektedir. Örneğin, ekşinin, tatlının, tuzlunun çok çeşitlilik arz etmesine vesile olduğu gibi, güzelliğin, çirkinliğin, zulmün, adaletin, kahramanlığın, korkaklığın binlerce tonlarda gözükmesine de sebeptir. Maddî varlıkların farklı tonlardaki güzellikleri -bu sistemle- ortaya çıktığı gibi, imtihana tabi tutulmuş insanların başarılarının farklı seviyeleri de belirlenmiş olur. Farklı suçların cezası farklı olduğu gibi, farklı güzelliklerin mükâfatı da farklı olmak durumundadır. Farklı değerlendirmelerin -ince adalet ölçeğine göre- yapılabilmesi için, çirkinlik ve güzellik adına ne varsa, hepsinin tonu, dozajının bilinmesi gerekir.

- İnsanın iki ayrı dünyası vardır. Birisi bütün insanların içinde bulunduğu objektif -bildiğimiz- büyük dünya. Diğeri ise, herkesin kendi psikolojisiyle sınırlı olan subjektif küçük dünya. Birinci -asıl- dünyanın rengi kendi prensipleri içerisinde -değişmeden- yoluna devam ederken, kişinin subjektif dünyası, kendi psikolojik durumuna göre renk değiştirir. Kişi, asıl dünyanın rengini kendi öznel dünyasının penceresinden görmeye çalıştığından yanılgıya düşer. Örneğin, kederinden ağlayan bir kişi, bütün dünyanın matem içinde ağladığını zannederken, neşesinden havaya uçan kimse, bütün dünyayı neşe içinde görür. Halbuki, bu zihinsel, sanal, subjektif, psikolojik alemin kriterleriyle gerçek dünyanın, reel âlemin durumu değerlendirilemez. Siyah bir gözlük her şeyi siyah gösterir, ama bu durum sadece o gözlüğü takan içindir. Yoksa bu durum, her şeyin siyah olduğu anlamına gelmez.

- Allah’ın koyduğu prensipler vardır. Bu prensiplere uymayanlar -dini ne olursa olsun, dindarlığı hangi boyutta bulunursa bulunsun- ayaklar altında ezilmeye mahkumdur. “İnsan için ancak emek ve çalışmasının karşılığı vardır.”(Necm, 53/39) mealindeki ayette vurgulandığı üzere, insandan istenen şey çalışmaktır. Rızkın tabii kapıları ise ziraat/çiftçilik, sanat ve ticarettir. Allah yeryüzünü -herkese yetecek miktarda- türlü nimetlerle doldurmuştur. Zemini buna elverişli yaratmıştır. Fakat bizzat gelip kimsenin ağzına lokmayı da verecek değil ya... Bugün dünyadaki fakirliğin önemli bir sebebi, bir yandan insanların tembelliği, diğer yandan -yine maalesef insanlık ailesine bağlı birer insan sayılan- zalimlerin emperyalist tutumlarıdır. Güç zalimin eline geçince, hak-hukuk çiğnenmeye mahkumdur.

- Tarih boyunca, bir yandan gücü elinde tutan Nemrut, Şeddat, Firavun, Semud ve Ad kavimleri gibi zalimlerin yedikleri tedip silleleri; diğer yandan güçsüz olmalarına rağmen, mücadelede galip duruma geçen peygamberler ve onların tâbilerinin gördüğü bu mükâfatlar, Allah’ın kendisine karşı isyan edenleri adaletle tokatlayacağını,  itaat edenleri ise şefkat ve rahmetle himaye edip mükâfatlandıracağını göstermektedir. Fakat bu dünya imtihan meydanı olduğundan işlerin gizli tutulması gerekir. Bütün suçluların, suç işledikleri her defasında cezaya çarpılmaları, bütün itaat edenlerin güzel işler işledikleri her defasında peşin olarak mükâfatlandırılmaları, bu gizlilik prensibine aykırıdır. Ancak, küçük çapta da olsa, bunların gerçekleşmesi, ahirette, büyük mahkemede adaletin tam tecelli edeceğinin işaretlerdir.

- Eğer her hırsızın, kapkaççının, her caninin, katilin suçuna engel olunsa, her zalimin zulmüne mani olunsa, bozuk karakterlilerle iyi karakterli insanları ayırmak mümkün olmaz.

- Kainatta mevcut ekolojik, ontolojik dengeler geniş bir adaletin varlığından haber vermektedir. Çünkü, denge bir adalet ölçüsünün yansımasıdır. Bu adaletin tamamen tecelli edeceği yer ise, ahiret alemidir.

- Güzellikler kötülüklerden çok fazla olmasına rağmen, insan oğlunun evhamla havalanan zekâsı, cerbeze/demagoji yaparak bu oranı tersyüz edebilmektedir. Güneşler, aylar, yıldızlar, denizler, atmosfer, durmadan insanın hizmetine koşarken; yerküresi, bütün nimetleriyle insana yardımda bulunurken; insanın kendi su-i istimalinden doğan veya başkasının yanlışından doğan yahut bir uyarı niteliğinde olan hoşumuza gitmeyen bazı sıkıntılarla bütün bu nimetleri görmezlikten gelmek, Kur’an surelerinin başında Rahman ve Rahim olarak kendini bize takdim eden Allah’ın rahmetini itham etmek gibi çok çirkin bir yanlışın içine girmektir. İnsan oğlunun nankörlüğü öyle bir raddeye varır ki, 50 yıl boyunca, sağlıklı, ferah ve refah içerisinde ömrünü geçirse, bir gün hasta olsa, bütün o nimetleri unutuverir ve durumundan şikayet etmeye başlar. Rabbimiz bize dosdoğru yolu göstersin!

İlave bilgiler içi tıklayınız:

1.

Cenâb-ı Hakk bu âlemi kendisini tanıtmak için yarattığına göre, bu dünya hayatında hiç hastalık ve musibet olmasaydı...

 

2. Musibetlerin Allah’ın kahrının tecellisi olduğu söyleniyor. Her musibet için bunu söylemek mümkün müdür?

3. Şu anda, toplumda bulunan huzursuzluk ve sıkıntıların gerçek sebebi nedir?

4.

İnsan niçin yaratılmıştır, Allah'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır?

Sorularlaİslamiyet.Com