Anasayfa

Allaha, dine, madde ötesine inanmayan veya inancı zayıf olanlar, devamlı bir bekleyiş içinde oluyorlar ve Auguste Comteun yıllar önce ileri sürdüğü kehanetinin; yani dinin yerini bilimin alacağı günün gelmesini bekliyorlar. İlim adamları bir buluş yaptıklarında veya ilim ile teknoloji el ele vererek insanın aya ayak basması gibi bir olayı gerçekleştirdiklerinde, heyecana kapılıyor ve “Acaba o gün geldi mi, artık dinden kurtulmanın kesin bir kanıtını bulduk mu?” diye sormaya, bazıları da “bulduk, bulduk” diye çığlıklar atmaya başlıyorlar.

Son günlerde genetik kopyalama usulü ile bir koyunun ve bir de maymunun benzerleri dünyaya gelince, buna benzer psikolojik hâller ve heyecanların yaşandığı görüldü. Feminist geçinen bir bayan yazar da “Artık kadınların çocuk sahibi olabilmek için erkeklere ihtiyaçlarının kalmadığını, tam özgürlük ve eşitliği yakalamanın bir aşamasını daha gerçekleştirdiklerini” ilan etti. Bu baylara ve bayanlara göre mevcut, yaratılmış bir hücre ile genetik özellikleri taşıyan DNA dan temizlenmiş bir yumurtanın özel ortamlarda döllendirilmesi sonucu bir benzer koyunun elde edilmesi, (haşa) “yaratma” sayılıyor. Keza çocuk için erkeğin spermine ihtiyaç kalmayınca aile hayatına da gerek kalmıyor.

Allahın yaratması ile boy ölçüşmek cüretini gösteren insanın: Yarattığını var olanlardan değil yoktan yaratması gerekir. Çünkü var olanın fiziki, biyolojik, kimyevi yapısını değiştirmek yaratmak değildir. Kendilerinin de ifade ettikleri gibi bu ancak bir kopyalamadır.

Bazı kadınlar istisna tutulursa, bütün dünyanın kadınları; erkeklere insanlıkta kendilerine eşit, fert ve cemiyet hayatını, kültür ve medeniyeti gerçekleştirmede kendini tamamlayan karşı cins olarak bakmaktadırlar. Kadınlar ve erkekler, insanın iki cinsi olarak birbirlerine sevgi ve saygı duymakta, her biri diğerini, mutlu bir hayat için, yerine başkası konamaz bir şart olan aile hayatının temel unsurları olarak görmektedirler.

Genetik kopyalama yoluyla bir hayvanın, aynı özellikleri taşıyan bir eşini, bir kopyasını elde etmekte sakınca olmayabilir -yine de düşünülmesi ve tartışılması gerekir- ancak, bunu insana uygulamaya kalkışırlarsa ortaya çok sayıda sakınca çıkar:

İnsanın beynine bağlı, beyni ile ilgisi bulunan zekâsı başta olmak üzere insani özelliklerine genetik kopyalamanın nasıl tesir edeceğini şimdiden bilmek de, tahmin etmek de -ilmen- mümkün değildir; çünkü deneyler hayvan üzerinde yapılmaktadır ve insan, hayvan değildir.

Bu işlemin insana uygulanmasının sonuçlarını görmenin tek yolu, insan üzerinde deneyler yapmaktır; böyle bir deneye ne ahlak, ne din, ne de hukuk izin verir.

Allah isterse insanı, bir erkeğin spermi ve bir kadının yumurtası olmadan da yaratabilir; nitekim Hz. Ademi böyle yaratmıştır. O isterse bir kadının yumurtası olmadan bir kadın yaratabilir; nitekim Hz. Havva annemizi böyle yaratmıştır. O isterse bir erkeğin spermi olmadan bir erkek yaratabilir; nitekim Hz. İsayı böyle yaratmıştır. O isterse yaşlandıkları için sperm ve yumurtadan mahrum bulunan yaşlı bir çifte (Hz. Zekeriya peygambere) bir çocuk verebilir; nitekim Hz.Yahyayı böyle vermiştir.

Not:

İslam dininin akla önem vermesi ve insanı düşünmeye sevk etmesi, arıdan sivrisineğe, insanın ana rahmimde geçirdiği safhalardan, ağaçların her baharda yeniden dirilmesine kadar birçok fiziki olay üzerinde tefekküre teşvik etmesi gösteriyor ki, hak din fenne karşı olamaz. Fennin en ileri hududunun peygamber mucizeleriyle çizilmiş olması da bize ders veriyor ki, hak din insanoğlunu bu yolda ilerlemeye teşvik eder. Mesela, Hz. İsanın (as.) bir mucizesi ölüleri diriltmesidir. İnsanoğlu tıp ilminde bu noktayı yakalayamasa da buna yaklaşmaya çalışmalıdır.

Konunun bir başka boyutu da şöyle düşünülmelidir:
Diğer hayvanları belli görevleri yapacak şekilde yaratan, onların beden yapısından ruh dünyalarına kadar her şeylerini buna göre tanzim ve takdir eden Allah, insanoğlunu arza halife yaratmış ve ona cüzi irade vermekle sadece bir sahada değil, dilediği her sahada çalışmaya, yeni şeyler ortaya koymaya onu teşvik etmiştir. İnsan fen sahasında her ne ortaya koyuyorsa kendisine ihsan edilen bu kabiliyet ve hürriyet sayesindedir. Onun fen sahasındaki her buluşu yahut ilerlemesi bu İlâhî takdire dayanır. Böyle bir insanın kalkıp, ulaştığı bir fenni buluşu öne sürerek dine meydan okuması nankörlüktür ve haddini bilmezliktir.