Anasayfa

Savaş öncesi, savaş esnası ve savaş sonrası olmak üzere, savaşla ilgili bir takım esaslar vardır. İslam, ciddi kurallar manzumesidir. Her hak sahibine hakkı verilmiştir. Bu meyanda kafirlerin de bir takım hakları vardır. Hamdi Yazır'ın dediği gibi, "hak, kafire dahi taalluk etse yine haktır... Kafirin küfrü, hukukuna tecavüzü mübah kılmaz." (1)

a.Savaş Öncesi ile ilgili esaslar

1. Ahde Vefa ( sözleşmelere uymak) :

İslam Devleti, gayr-i müslim bir devletle ahit (sözleşme) yapmışsa, o ahde vefa gerekir. Kur'an'ın ifadesiyle, "Ahde vefa gösterin ! Çünkü, ahitten sorulacaktır." (İsra suresi, 34)

Müşriklere savaş ilanını takip eden ayette şöyle buyrulur: "Ancak kendileriyle ahit yapıp da, sonra ahde riayette kusur göstermeyen ve kimseye aleyhinizde arka çıkmayan müşrikler, bu hükümden hariçtir. Bunlara, ahitlerinin bitimine kadar ahidlerini yerine getirin. Şüphesiz Allah, müttakileri sever." (Tevbe suresi, 4) "Onlar size karşı doğru oldukça (ahitlerini bozmadıkça) siz de onlara doğru harekette bulunun." (Tevbe suresi, 7)

Bu İlahi talimatlar doğrultusunda, müslümanlar ahitlerine riayet etmişler, ahdi bozan taraf olmamışlardır. Asr-ı saadetten Huzeyfe b. Yeman'ın anlattığı şu olayı örnek olarak nakletmekte yarar görüyoruz:

"Bedir Savaşına katılmama engel şu oldu: Beni ve babamı Kureyş kafirleri yakaladılar "Muhammed'e mi gidiyorsunuz ?" dediler. "Hayır, dedik. Sadece Medine'ye gidiyoruz". Bizden ahit aldılar ve serbest bıraktılar.

Resulullah'a varıp durumu haber verdik. "Yolunuza devam edin. Onlarla yaptığımız sözleşmelere uyarız, onlara galip gelmek için de Allah'tan yardım dileriz"
(2) buyurdu.

Karşı cephe ise, çoğu kere ahde vefa etmemiş, fırsatını bulunca ahdi bozmakta bir beis görmemişlerdir. Kur'an-ı Kerim, bu durumda olanları şöyle anlatır:

"Nasıl (müşriklerle ahit olabilir ki), size galip gelseler hakkınızda ne bir yemin, ne de bir sözleşme gözetmezler." (Tevbe suresi, 8) Yani, bunlar galip gelseler, verdikleri sözde durmazlar. Faraza, "kimsenin burnu kanamayacak" derler. Fakat katliam yapmaktan çekinmezler. Nitekim, tarih boyunca bunun çok örnekleri görülmüştür. Mekke'lilerin Hudeybiye Barışını bozmaları, Yahudilerin sözleşmelere muhalif olarak Resulullah'a ve mü'minlere hıyaneti gibi olaylar, saadet asrından bazı nümunelerdir.

Bu şekilde ahde vefasızlığı adet edinenler hakkında İlahi hüküm şöyledir:

"Onları harbte yakalarsan, onlara uygulayacağın ağır ceza ile diğerlerini (arkalarındakileri) dağıt. Olur ki ibret alırlar."
(Enfal suresi, 56-57)

Hz. Peygamber (asm.), Ben-i Kureyza Yahudilerine bu hükmü tatbik etmiştir. (3)

Şu ayet de yine ahdi bozanlarla ilgilidir:

"Eğer onlar ahit yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırıda bulunurlarsa, küfrün liderleriyle savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Olur ki vazgeçerler." (Tevbe suresi, 12)

Ayetin sonunda "olur ki vazgeçerler" ifadesi, harbten maksadın karşı tarafı telef etmek, onlara zarar ve eziyet vermek değil, onların zulümden vazgeçmelerini temin etmek olduğuna dikkat çeker. (4)

Bir de, karşı tarafın ahdi bozması şüpheli olabilir. Bu durumda yapılması gereken şudur:
"Eğer seninle ahit yapan bir kavimden bir hıyanetten korkarsan, savaş açmadan önce ahitlerinin sona erdiğini kendilerine ilan et. Çünkü Allah, hainleri sevmez." (Enfal suresi, 58)

Ayetten anlaşıldığına göre, karşı tarafın ahdi bozup hıyanet ettiği net olarak belli değilse, önce onlara ahdin iptal edildiğini haber vermek gerekir. Birdenbire hücum etmek, caiz değildir. (5) Anlaşmanın iptalini haber vermek, mertçe bir tavır olacaktır. Yoksa karşı taraf, "müslümanlar ahde vefasızlık gösterdi. Ahit varken bize saldırdı" diye yaygara koparacaklardır.

2. Hakka Davet
Hz. Peygamber (asm.), savaşa gönderdiği komutanlarına şu talimatı verir: "Düşmanla karşılaştığında onları şu üç şeyden birine davet et. Hangisini kabul ederlerse, sen de kabul et.
1- Onları müslüman olmaya çağır.
2- Kabul etmezlerse, cizye teklif et. (Yani, vergilerini verip İslam Devleti bünyesinde yaşamalarını iste.)
3- Onu da kabul etmezlerse, savaş!
" (7)

Görüldüğü gibi, savaş en son çare olarak zikredilmiştir. Bu üç şey her zaman uygulanmayabilir. Müslümanlar, başka şartlarla da anlaşmalar yapabilirler. Hudeybiye Barışı, buna bir örnektir. (8)

b. Savaş Esnasında yapılacak işlerle ilgili esaslar:
Savaş esnası, çetin bir hengamedir. Ölmek veya öldürmek yeridir. O esnada pek çok insan, itidalini kaybeder. Akıl bir köşede kalır, hisler ön plana çıkar. İşte, böyle bir halde iken ne yapılacağını şu ayetten öğreniyoruz:

"Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez." (Bakara suresi, 190)

"Sizinle savaşanlarla" kaydı, "savaşamayacak olan yaşlı, çocuk, ruhban ve kadınlarla savaşmayın" mesajını verir. (9) Ancak, kadınlar savaşıyorsa, onlarla da savaşılır. (10)

"Aşırı gitmeyin" ifadesi ise, kulak-burun kesmek gibi taşkınlıkları, yağmalamak gibi aşırılıkları yasaklar. (11)
Savaş esnasındaki durumlardan biri de, eman isteyenlerin durumudur. "Ey iman edenler ! Allah yolunda sefere çıktığınızda araştırın. Size selam verene, dünya hayatının menfaatine göz dikerek "sen mümin değilsin !" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. Önceden siz de öyle idiniz de, Allah size lutfetti. Onun için, iyice araştırın (öldürmede acele etmeyin). Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisa suresi, 94)

Kaynaklar:
1-Yazır II, 1451
2-Müslim, Cihad, 98
3-Beydavi, II, 224; İbnu Kesir, VI,397-398; İbnu Hişam, III, 249-251
4-Yazır, IV, 2468
5-Azzam, s. 161
6-Kutub, III, 1542
7-Müslim, Cihad, 3; Tirmizi, Siyer, 48; İbnu Mace, Cihad, 38
8-Azzam, s.151
9-Beydavi, I, 108
10-Sabuni, Revaiu'l-Beyan, I, 217
11-İbnu Kesir, I, 328; Beydavi, I, 108; Sabuni, Revaiu'l-Beyan, I, 216-217