Anasayfa

Arapça metni “E’r-rakiu(e’s-semau) mevcun mekfuf.”(Ahmed b. Hanbel,2/370; Tirmizî, tefsir, 58) şeklinde geçen söz konusu hadisi, Bediüzzaman Said Nursi, “Sema, dalgaları karardade olmuş bir deniz.” yani gökyüzü sakinleşmiş, suyu aşağıya dökülmez şekilde karar kılmış, durgunlaşmış bir deniz, olarak tercüme etmiştir.(bk. Lemalar/12. Lema).

Şayet buradaki semayı atmosfer kabul edersek, bu takdirde, hadiste tasvir edilen denizden maksat bulutların da içinde bulunduğu atmosferin çeşitli tabakaları olarak anlamak mümkündür. Hadiste ayrıca yer alan “sakfun mahfuz = korunmuş bir tavan” vasfı bu manayı desteklemektedir. Çünkü, meteor yağmuru esnasında taşların olduğu gibi yere düşmesini engelleyen ve onları parçalayan manyetik alan, atmosfer içerisinde yer almaktadır.

Şayet bunu gerçek sema olarak düşünürsek, bu takdirde, tasvir edilen denizden maksat esir denizi olarak algılanabilir. Gerçekten, -bu günkü bazı fen bilim adamları bunu kabul etmezse de- elektrik, ışık nakli gibi işlemlerin yapılması için belli bir nakledici araca ihtiyacı vardır. Ayrıca, gezegenlerin rotasını çizen yörüngelerin, itim ve çekim kanunlarının içinde işleyeceği bir zeminin olması gerekir. Bu ise sudan daha seyyal, akıcı ve daha hafif bir madde olan esir maddesiyle izah edilebilir. Bu hadis gibi “Arşı su üzerinde idi.” mealindeki ayet de esir maddesine işaret etmektedir, denilebilir.(1)

Hadiste geçen ifadelerin bilimsel gelişmelere göre zamanla daha iyi anlaşılacağını düşünüyoruz. Gerçekten de kâinat, dalgalardan meydana gelmiş bir denizdir. Dalga karakterini, kuantum mekanikî bir dalga olarak ele alacak olursak, buna göre, belli bir hıza sâhip olan her kütleye tekabül edip karşılık olan bir dalga vardır ve Broglie'nin öğrettiği basit bir denklemle hesaplanabilir.

Meselâ 1 cm/s hıza sahip bir elektron dalgası yaklaşık 7 cm boyundadır. Hızı arttıkça dalga boyu kısalır. Daha karmaşık sistemler ise yine de Broglie'nin fikrinden türemiş Schrödinger denklemleriyle ifade edilebilir ki, yine belirli veya hadis-i şerifin ifadesiyle "karardâde" dalgaları ifade eder. Dalga karakterinin anlaşılması açısından bir iki cümleyle şöyle izah edebiliriz.

Mesela iki top çarpıştığında aynı hıza sahiplerse, geldikleri yöne geri dönerler. Halbuki su yüzeyindeki dalgalar, karşılaştıklarında, birbirlerinden geçip yollarına devam ederler. Karşılaşma anında ise dalga yüksekliği ikisinin toplam yüksekliğine erişir. Bunlar dalgaların tipik özellikleridir.

Meselâ ağacın arkasındaki göremediğimiz insanın sesini duyabilmemiz, yine bunlar arasında sayılabilecek özelliklerdir. Atom ve daha küçük boyutlara indiğimizde maddenin tanecik özelliğinin yanında dalga özelliğini de deneylerle müşâhede edebiliyoruz. Mesela bir atomdaki elektronun yerini tespit ederken, onun dalga fonksiyonunu esas alarak hesap yapmak zorundayız.

Mekfûf, kelimesinin bir mânası da yasaktır. "Mevc-i mekfûf" tabirini "yasak dalga" dersek, bahsedilen kuantum mekanikî dalganın en önemli özelliğini de öğreniyoruz: Bahsi geçen dalgadan hareketle sadece belli bir sınıra kadar eşzamanlı olarak konum ve momentum bilgilerini ölçebiliriz. Daha fazlasını öğrenmemizi Cenab-ı Hak "yasak"lamıştır ve fizikî olarak da buna imkân yoktur. Buna Heisenberg'in "belirsizlik prensibi" adını veriyoruz. Bu özellik, mutlak determinizmi reddediyor ve kader gerçeğine de bir kapı açıyor.

Maddenin dalga özelliği ile ilgili akla gelen ikinci yorum ise "süper sicim" nazariyesi veya milletlerarası tanınan ismiyle "super string" teorisi. Bu teoriye göre maddenin en temel özellik parçacığı sicimlerdir. Kütle ve elektrik yükü gibi özellikler bu sicimlerin belli salınımlarından kaynaklanır, yani yine bir dalga hareketi söz konusudur.

Sicim teorilerini iki ana gruba ayırabiliriz: Açık ve kapalı... Basitçe anlatmak gerekirse açık sicim teorilerine göre sicimlerin uçları birleşip ayrılabilir; yani kapalı veya açık bir sicim şekli olabilir. Kapalı sicim teorilerinde ise sicim açılabilme özelliği olmayıp, her zaman -kabaca bir tarifle- kapalı bir halka görünümündedir. Zaten "mekfûf" kelimesinin bir mânası da "kulplarından sıkıca bağlanıp heybe gibi asılmış"tır. Düğümün açılıp kapanabilme özelliği göz önünde tutulduğunda, hadis-i şerife göre açık teorilerin tercih edildiği düşünülebilir. Böylece hadis-i şerifte geçen dalgaların süper sicim olması ihtimali güçleniyor.

"Mekfûf" kelimesinin diğer bir mânâsı da "dürülmüş"tür. Süper sicim teorisi için bizim alışageldiğimiz üç adet uzay boyutu kâfi gelmiyor; mânâsını bilemediğimiz ek boyutlar gerekiyor. Bu ek boyutların dürülmüş bir vaziyette bildiğimiz üç boyuta gizlendiği görüşü bu konudaki hâkim yorumdur. Mekfûf'un bu mânâsında da süper sicimlere çarpıcı bir işaret görebiliyoruz.

Netice itibarıyla kainatta her zerreye ister kuantum mekaniki olsun, ister süper sicim olsun bir dalga tekabül etmektedir. Kainat işte bu dalgalardan meydana gelmiş bir denizdir. Tıpkı hadis-i şerifin ifade ettiği gibi... (Sedat Altınpınar, Abdullah Aymaz, Zaman, 9 Temmuz 2007)

(1) Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki