Anasayfa

Kur'an'ın her bir âyetinin değişik mânâlarının olduğunu, Kur'an'ın semâvî bir nimet sofrası olarak insanın farklı seviyelerine hitap ettiğini söyleyen Bediüzzaman'ın, konu ile ilgili verdiği misâllerden birisi de, büyük bir patlama neticesinde dünyanın güneşten kopup geldiğine işaret eden Enbiyâ sûresinin "O kâfirler görmediler mi, gökler ve yer bitişik idi. Biz onları açtık. Ve her nevi canlıyı sudan yarattık. Artık inanmayacaklar mı?"( el-Enbiya, 21/30) meâlindeki âyetidir.

Fen ve felsefe ile meşgul olmayan bir âlim, âyetten; yaratılışlarının başlangıcında göklerin bulutsuz, yerin ise kuru ve çorak olduğunu, daha sonra atmosferin teşekkülü ile gökteki buluttan yağmur; yerden ise, bitkilerin türemeye başladığını anlar.

Muhakkik bir hekim ise, âyetten; yaratılışlarının ilk dönemlerinde gök ve yerin şekilsiz birer küme, yararsız birer yaş hamur halinde olup, daha sonra Allah tarafından yararlı birer düzene sokulduklarını anlar.

Çağımızın astro-fiziğine vakıf bir fen bilimcisi ise, söz konusu âyetten; yerküresinin de içinde bulunduğu güneş sisteminin, bir bütün halinde açılmamış bir hamur şeklinde iken, yüce Yaratıcı tarafından hamurlar açılarak gezegenler birer birer yerlerine oturtulduğu, güneşin merkezde bırakılıp, dünyamızın da kendi yerine yerleştirildiğini anlar. (bk. Sözler, 411-412)

Görüldüğü gibi bu son açıklama meşhur büyük patlama teorisine uygundur.

İlginçtir, klasik bazı tefsirlerde de bu son görüşe yakın ifadeler vardır.

Taberî'nin, Ali b. Ebi Tâlib, İbn Abbas, Hasan ve Katade'den yaptığı rivâyete göre, onlar âyetten: Gök ile yerin tam bitişik olduklarını, sonradan hava (boşluk) ile ayrıldıklarını anlamışlar.(bk.Taberî, 10/18.).

Kurtubî de İbn Abbas, Hasan, Atâ, Dahhâk ve Katâde'den benzer görüşleri nakletmiştir. (el-Kurtubî, 11/283)

Kâdı Beydavî ve Nesefî de, aşağı yukarı Bediüzzaman'ın söylediği her üç hususa da benzer ifadelerle işaret etmişlerdir. (Beydavî; Nesefî -Mecmu'- 4/245-)

Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor, ilim ilerledikçe Kur’an’ın hakikatleri ortaya çıkıyor.