Anasayfa

İslâm’da onu kabul etmek için zorlama yoktur. Fakat kendi iradesiyle Müslüman olan bir kimse ise bu sözünden (imandan) dönerse “mürted” kabul edilir. İnanıp da sonradan Kelime-i Tevhid’i hor ve hakir görüp imandan çıkan ve küfre dönen insanlar tarih boyunca görülmüştür. Böyle olanların cezası Âhiret’te verileceği gibi, Allah, onlarla ilgili dünyada da bazı ibret tabloları gösterebilir.Bunlardan biri Enes b. Mâlik’in (r.a) naklettiği ve soruya neden olan şu olaydır:

“Neccar oğullarından Hristiyan bir kişi Müslüman olmuştu. Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okumuş ve Hz. Peygamber’e vahy kâtipliği bile yapmıştı. Bu adam sonradan Hristiyanlığa döndü. Hristiyanlar onu yüksek makamlara çıkarttılar. Aradan çok bir zaman geçmeden Allah onu kavmi içinde boynunu vurdurup öldürdü. Hristiyanlar bu adamcağızı defnettiler. Fakat sabah olunca gömüldüğü yer onu dışına attı. Bunun üzerine Hristiyanlar, “Bu Muhammed ile Ashabının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için böyle yapmışlardır” diyerek, derin bir çukur kazdılar ve onu tekrar defnettiler. Fakat sabah olunca gömüldüğü yerin onu tekrar dışarı attığını gördüler. Bunun üzerine yine aynı düşünceyle daha derin bir çukur kazarak yine gömdüler. Fakat sabah olunca baktılar ki toprak onu tekrar dışarı atmış. Bu sefer hakikatı anladılar ve o mevtayı öylece açıkta bıraktılar.” (Buharî, “Menakıb”, 25)

Bu konudaki rivayetlerin ve açıklamaların büyük çoğunluğunun ortak noktası, Ehl-i Kitap'tan özellikle dinî konularda bilgili oldukları kabul edilen bir kesiminin kendi aralarında şöyle bir mutabakat sağlamış olduklarıdır: İçlerinden bazıları, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği mesaja sırf inatlarından ötürü karşı çıkmadılar, aksine objektif bir yaklaşım içinde oldukları izlenimini vermek üzere zaman zaman onun bildirdiklerini onaylayan bir tavır takınıp kısa bir süre sonra da bunları inkâr yönüne gidecekler ya da onun bildirdiklerinin bir kısmını tasdik edip bir kısmını inkâr edecekler; böylece Kur'an etrafında bir kuşku çemberi oluşturup hem kendi çevrelerinin bu mesaja iltifat etmesini önlemiş hem de inancı henüz çok kuvvetli olmayan müminlerin hak yoldan dönmelerini sağlamış olacaklardı.

Allah, onların bu tuzaklarını haber verip boşa çıkardı. Âl-i İmrân Sûresi'nin 72. âyetinde bu olay şöyle bildiriliyor : "Ehl-i kitaptan bir kısım kimseler dindaşlarına dedi ki: Müminlere inen Kurân’a siz de îmân etmiş görününüz; gündüzün evvelinde îmân ediniz, âhirinde ise küfür ve inkâr ediniz! Olur ki, o îmân edenler de dinlerinden dönerler."

Tefsirlerde yaygın olan bilgi, burada "Ehl-i Kitap" İle özellikle Yahudilerin ve Yahudi din adamlarının kastedildiği şeklindedir. Hatta İbn Âşûr bu bilgiyi teyit için, önceki âyetlerde kendileriyle tartışmaya girilenlerden söz edildiği sanılmasın diye "Ehl-i kitap'tan bir kısmı" dendiğini belirtir. (İbn Aşur, III, 278).

Yüce Allah'ın, bu haince girişimi haber vermesi, Resûlullah'ın (a.s.m.) ilâhî vahye mazhar olmuş hak bir peygamber olduğunu apaçık bir biçimde ortaya koymuş bulunuyordu. Dolayısıyla bu, bir taraftan düşmanların bu tür girişimleri için caydırıcı bir rol oynayan, diğer taraftan müminlerin bunlara karşı daha dikkatli ve bilinçli olmaları gerektiğini hatırlatan bir uyarı niteliğindeydi. (bk. Râzî, VIII, 95; Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu, I/445-446.)

Görülüyor ki, rivayette bildirilen Hristiyan da böyle bir hıyânetle Müslüman görünmüş, sonra dinden çıktığını söyleyerek sû-i kaste başlamış ve Hristiyanlar tarafından mükâfata nail olduysa da sonu kıyamete kadar ibret alınacak şekilde çok kötü olmuştur.